Kamera arkasına geçerek hayat
verdiği başarılı filmleriyle, Yeşilçam döneminin unutulmaz ustalarından biri
olan Ertem Eğilmez, sayısız filme yönetmenlik ve yapımcılık yaparak adını
ölümsüzlerin arasına yazdırmış bir isim. İlk filminden son filmine kadar
başarısından neredeyse hiçbir şey kaybetmeyen, her zaman döneme damgasını vuran
yapımlara imza atan Eğilmez, Arzu Film’in vazgeçilmez isimlerinden biri olduğu için
de çok şanslıydı elbette. Kariyeri boyunca Münir Özkul, Adile Naşit, Şener Şen,
İlyas Salman, Kemal Sunal, Tarık Akan, Ayşen Gruda ve daha önünde saygıyla
eğileceğimiz birçok isimle birlikte çalışma şansına erişen Eğilmez, onları
kusursuz yönetimiyle, gönüllerimize baş tacı etmiştir. Her zaman filmlerinde
toplumun sorunlarına eğilmiş, bu sorunları kimi zaman güldürerek kimi zamanda
ağlatarak irdelemiştir. Her dönem ülkemizi, insanlarımızı esir alan problemleri
incelikle filmlerine yerleştiren, toplumun tüm dertlerine ayna tutan bu saygın
isim, kuşkusuz eserleriyle hep yaşamış, böylece ölümsüzlüğe erişmiştir. Her
biri birbirinden nitelikli filmografinin ne yazık ki hepsini tek tek incelemek
güç. Lakin bu eşsiz külliyatın en çok hafızalarımıza kazınan beş filmine
yakından bakmak isterim.
1)Canım Kardeşim - 1973
Canım Kardeşim, şimdilerde herkesin
evinde olan televizyonun henüz yeni yeni evlere alınmaya başladığı, oldukça
lüks bir tüketim eşyası olduğu bir dönemde geçer. Filmin, esas meselesi ise
elbette televizyonun değil, televizyondan çok daha önemli olan beslenme,
barınma, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçların bile bir kesim tarafından
ulaşılamaz olduğudur. Çekildiği dönemde hak ettiği ilgiyi göremeyen, zamanla
değeri anlaşılan, olağanüstü bir başyapıt olarak Yeşilçam tarihine geçmiştir
Canım Kardeşim. Çoğu filmi ile güldüren ama güldürürken de düşündüren Eğilmez,
bu kez ağlatırken düşündürmeyi tercih eder.
Yoksul bir ailenin küçük çocuğunun
(Kahraman Kıral) lösemi olması ve son günlerini abisi (Tarık Akan) ve abisinin
arkadaşı (Halit Akçatepe) ile televizyon hasreti çekerek yaşamasını anlatan
yapım, döneminin en önemli toplumsal gerçekçi filmlerinden biri olmayı sonuna
kadar hak etmekte. Yerli sinemanın en önemli kilometre taşlarından biri olan
Canım Kardeşim'i izlerken gözyaşları eşliğinde bileklerinizi sıkarak öfkenizi
kontrol etmekte zorlanacağınızı tahmin etmek zor değil.
2)Hababam Sınıfı - 1975 - 1976 - 1977
Rıfat Ilgaz’ın ölümsüz eserinden
uyarlanan, Yeşilçam’a damgasını vuran Hababam Sınıfı, günümüzde de devam
filmleri çekilecek kadar verimli bir yapım olmuştur. Lakin hiçbir devam filmi
–buna 1981 yılında İlyas Salman’ın başrolünde olduğu da dâhil olmak üzere-
Eğilmez’in yönetmenliğiyle hayat bulanların, tabiri caizse tırnağı bile
olamamıştır. Özel bir okulun son sınıfında okuyan öğrencilerin yaptığı
haylazlıkları karşısında ilkeli bir müdür yardımcısının onlarla baş etmeye
çalışması üzerinden ilerleyen film, aslında ülkemizdeki bozuk eğitim sistemini
taşlar. Okulun sahibinden, öğretmenlerin durumundan, verilen derslerin
didaktikliğinden tut da birçok durumu mizah duygusuyla eleştiren Hababam
Sınıfı, önemli bir misyonu yerine getirir böylece. Çekildiği dönem itibariyle
aşk filmlerinin, melodramların revaçta olması böylesine anlamlı bir serinin
salonlarda yer alabilmesine bile imkân vermezken, nasıl olur da çocuk, genç,
yaşlı, yoksul, zengin tüm kesimden insanların gönlünü kazanmıştır? Aslında
filmi izleyen hepimizin kafasında bu sorunun cevabı az çok yanıtlanır. Hababam Sınıfı, tam da bizden bir şeyler
taşıyordu çünkü. Öyle değil mi? Hepimizin okul hayatından izler olan bu filmi
adeta canımızdan bir parça gibi sahiplenmiştir her izleyici.
Sinema salonlarında
gösterilmesinden neredeyse kırk yıl geçmesine rağmen hala gülebildiğimiz,
ekranda karşımıza çıktığında defalarca izlemiş olmamıza rağmen tekrardan
izlediğimiz ölümsüz bir başyapıt olarak tacı asla kimseye bırakmayan bu yapımı
yeni neslin de tanımasını da tüm kalbimle dilerim.
3)Arabesk - 1988
Ertem Eğilmez’in son filmi olan
Arabesk, Yeşilçam’ın nadir olan absürt komedilerinden biridir. Eğilmez’in hasta
yatağında çektiği film, o güne kadar çekilmiş klişelerle dolu tüm Yeşilçam
filmlerine –Eğilmez’in kendi filmleri de elbette dâhil olmak üzere- nanik
yapıyor Arabesk. Zengin kızı Müjde (Müjde Ar) ile yoksul Şener’in (Şener Şen)
asla felaketlerden kurtulmayan aşkları, daha önce izlediğimiz ve bu kadar da
olmaz, dediğimiz tüm klişelerden inatla besleniyor. Zenginlik ve itibar düşkünü
baba, kötü kalpli patron, yenilgiyi kabul edemeyen ikinci adam, bitmek bilmeyen
yanlış anlaşılmalar, görünmez kazalar ve elbette arabesk müzikler… Herhangi bir Yeşilçam filminde karşımıza
çıkacak tüm felaketleri yaşayan zavallı Müjde ile Şener’in aşklarını izlemek
ilk defa bu filmle hüzünlü değil inanılmaz komik oluyor. Ar ile Şen’in kendi
seslerinden sürekli dinlediğimiz arabesk şarkılar da belki ilk defa bu kadar
kulağa hoş gelip, seyirciyi mutlu ediyor.
Filmde dinlediğimiz şarkıların
sözlerini Aysel Gürel’in yazdığı, bestelerini ise Atilla Özdemiroğlu’nun
yaptığı bu başyapıtın niyeti, asla yerli sinema geleneğiyle alay etmek değil,
güldürürken eleştirmektir. Keşke her eleştiri bu kadar eğlenceli, samimi ve
etkili olsa değil mi?
4)Namuslu - 1984
Şener Şen’in sayısız kez hayat
verdiği yardımcı karakterlerden sonra ilk kez başrolde izlediğimiz bu muhteşem
başyapıt, çekildiği dönemde artık ayyuka varmış bir sorunu(rüşvet, dolandırıcılık
vs) perdeye yansıtır. Devlet dairesinde mutemet olarak çalışan fazlasıyla
namuslu Ali Rıza Bey, bir gün tüm dairenin maaşını hırsıza kaptırırsa ne olur?
Elbette herkesin dürüstlüğü unuttuğu, namuslu olmanın fazlasıyla demode
sayıldığı zamanlarda, böylesine bir şeye kimse ama kimse inanmaz. Karısı ve
çocukları da dâhil olmak üzere herkes Ali Rıza’nın parayı kendisinin gasp
ettiğine kesin gözüyle bakar. Kendisini bir türlü ifade edemeyen Ali Rıza, bir
süre sonra bu kokuşmuş, değer yargılarını unutmuş, tiksindirici topluma, tam da
onların anlayacağı bir dille derslerini verir.
Namuslu olmak ile namussuz olmanın
birbirine karıştığı, ülkeyi dolandıran bir yığın insanın başımıza çöreklendiği,
riyakârlığın kol gezdiği bir topluma ayna tutan bu önemli eserin bana Ahmet
Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanındaki Hayri İrdal
karakterinin başına gelenleri anımsattığını söylemek isterim. Romanı
okuyanların ne demek istediğimi anladığını sanıyorum.
5)Banker Bilo – 1980
Yine çekildiği dönemin en büyük
sorunlarından birine bu filmle el atar Eğilmez. Bankerliğin bir çılgınlık
haline ulaştığı, birçok insanın dolandırıldığı ülkemizde yönetmenimiz bu durumu
da yine oldukça sivri bir dille eleştirir. Birbirinin üzerine basarak zengin
olma, sınıf atlama tabiri caizse yırtma derdindeki birçok insanın ne kadar
zavallı ve er geç yenilgiye mahkûm oldukları gözler önüne serilir. Ülkemizden akın
akın ekmek parası uğruna insanların Almanya’ya çalışmaya gittiği yıllarda,
içerisinde Bilo’nun (İlyas Salman) da olduğu bir grup köylünün dolandırılması
ve sonrasında Bilo’nun fazlasıyla saf olmasından dolayı, köylüsü Maho (Şener
Şen) tarafından kandırılması öylesine naif anlatılır ki…
Eğilmez, Banker Bilo’da da tıpkı
Namuslu filminde olduğu gibi başkarakterini, en sonunda toplumun diliyle
konuşturarak, gerçekleri göstermeyi tercih eder. Almanya’ya çalışmaya gitmek,
bankerlik, dolandırıcılıktan kazanç sağlamak gibi ülkemizin kapanmayan
yaralarını deşen Banker Bilo, kuşkusuz hala çok şey söylemekte.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder